Etki ve Tepki Yasası

Evrende varlığını sürdüren her şey etki tepki yasasına dahildir. Yani konu, fizik ya da kimya, soyut ya da somut hangi alana girmiş olursa olsun, mutlaka bu etki tepki yasasına tâbidir.

Beş duyu ile algıladığımız madde evreninde olduğu gibi süptil alanlarda da etki tepki yasası geçerlidir. Yani makro kozmosdan mikro kozmosa varan sonsuz boyut ve yapılarda bu yasa işlerliğini sürdürür. Dalgalardan oluşan holografik evren modelini düşünecek olursak gerçekte tek bir yapıdan oluşan evrende bu yasanın geçerli olması çok da yadırganır bir olay değildir. 

Atom, hattâ enerji ve enformasyon boyutu itibarıyla evrenin tek bir yapı olduğu düşüncesinden yola çıkarsak, evrenin bir ucundaki bir hareket diğer ucuna kadar ulaşabilir. Aksi yönde bir hareketle(enerji alanıyla) karşılaşıp hızı kesilene kadar.

Bizim kopuk ve ayrı gördüğümüz yapılar aslında bir bütünün organları şeklinde girift bir yapıdan oluşmuşlardır. Bu nedenle her biri bir diğerini etkileyerek zincirleme bir reaksiyon oluştururlar..

İşte ''Evren'' dediğimiz holografik yapı, böyle bir çok reaksiyon zinciri yani enerji akımı ile dalgalanır durur. 

Gerek yatay bir düzlem üzerinde, gerek dikey yani boyutlar arası, bu etkileşim yasası geçerlidir. Yani süptil alandan (enformasyon ve enerji boyutundan) gelen her hangi bir etkinin madde evreninde açığa çıkışı da bu yasaya tâbidir (''Tecelli'' ya da ''Mele-i âlâ''dan gelen etkiler dediğimiz)... Veya aynı frekansta titreşen yani aynı dalga boyunu paylaşan yapılar arasında birinden diğerine oluşan soyut ya da somut herhangi bir kuvvet ya da etki diğerine aktarılarak böylece tüm dalga boyunca taşın suya atılmasında olduğu gibi yayılacaktır. 

İşte bu etki tepki kanunundan yola çıkarak anlarız ki; bizler de bu yasaya tâbiyiz. O zaman bizden açığa çıkan her bir düşünce ya da fiil mutlaka süptil alanda ve madde yapıda çok geniş bir alana yayılarak etkili olacaktır...

Asla kapalı kapılar ardında tek başımıza sadece kendimizden mesul olarak yaşayamayacağımız gerçeğini kavramak zorundayız...

Kişi sahip olduğu şuurdan ve fiillerinden bu anlamda da mesuldür... Allah'ın yarattığı bu evren modelinde hiç kimse tek başına buyruk yaşama şansına sahip değildir. Ya etki eder, ya etki alır, bu kesin bir kanundur. Çok boyutlu olarak geçerli olan bu yasadan kaçacak bir delik de mevcut değildir. 

Bu sebeple gerçek anlamda mesûliyetin ne olduğunu kavramak zorundayız... ''Benden sonra tufan, bana ne canım, beni ne ilgilendirir ''zihniyeti ile hareket edemeyiz.. Bu bencil, ayırımcı ve TEK'lik şuurundan ve evrenin işler yasalarından bihaber bir düşünce tarzıdır. Bu şuurla hareket edebiliriz ancak evrensel ölçülerde oldukça düşük bir bilinç seviyesinin oluşumuna dahil oluruz... Bu şuur da bizi gerçekten (hakikat şuurundan) uzaklaştırır.

Bilinçsizce yaşamamızın sonucunda, kim bilir belki de negatif bir reaksiyon zincirine dahil olarak yaşarız ya da üretkeni konumuna gireriz. Evrende üstün yapılar olduğu gibi bu şekilde şuursuzca yaşayan, bir kısmı negatif enerji alanlarına dahil veya bizzat üretkeni olan varlıklar da vardır. Bir kısmı da yine şuursuz varlıklardır ancak pozitif enerji reaksiyonlarında yer alır.( bazı tür melekler) Evrendeki gerek negatif gerek pozitif enerji akımları birbirini dengeler ancak neye dahil olduğumuz ya da ne ürettiğimiz bizim açımızdan önemlidir. 

Kimi gün olur bir karıncayı bile incitmekten korkan bizlerin, düşüncelerimizle ya da kimsenin görmediğini sandığımız fiillerimizle ne büyük çapta etkili olduğumuzun farkında bile değiliz! Belki de bir negatif reaksiyonun başlamasına sebebiz ve inanılmaz derecede büyük zararlar veriyoruz. Ya da tam aksi pozitif bir reaksiyona dahiliz ve çok büyük faydalar sağlıyoruz... Ama önemli olan bunu şuurlu yapabilmektir. Bu farkındalığın ta kendisidir. Bu hakikati fark etmiş kişiler olaylara tasarruf ederler.. Yeryüzünde yaşayan üstün şuurlu varlıklar olarak Gaybın erleri (Rical-i Gayb) ismiyle bildiğimiz kişiler işte bu gücü fark etmiş ve bunu olumlu yönde bilinçli olarak kullanan kişilerdir.

Bazıları da üst bilinç seviyesine ulaşmadan bu gücün farkına varıp kendi kişisel çıkarları doğrultusunda bozgunculuk yapmak uğruna bu evrensel yasayı kullanırlar. Her halûkarda en aşağı bilinç derecesinde olanlar, şuursuzca yaşanlardır. Onlardan sonra bu ikinci sınıf yani bazı evrensel yasaları kendi kişisel çıkarları doğrultusunda kullananlar gelir.

Üstün bilinç seviyesindeki varlıklar ise, bu yasayı fark etmiş ve bunu Allah ahlakı ile bütünleştirip, kendilerinden çıkan her fiilin bütünün yararına ve ihtiyaçları doğrultusunda olmasına özen göstermişlerdir. Evrensel yasaları bilinçli bir şekilde pozitif doğrultuda kullanırlar. Bu şuur seviyeleri Allah'ın Rahmetinin varlık üzerine inmesine vesile olurlar. 

Bu konuyu başka bir yönden de ele alacak olursak o da şudur;

Şuursuzca yaşayan varlıkların bilinçlerine ve dolayısı ile fiillerine etki eden bir üst bilinçteki varlık onları olumlu ya da olumsuz yöne sevk edip pozitif veya negatif enerji akımlarının başlamasına sebep olabilir. Kısaca bu şuursuz birimler, tıpkı tek hücreli amip ya da bakteriler gibidirler. Kendilerinden üst seviyedeki bilinçler tarafından bazı amaçlar doğrultusunda ya kullanılırlar ya da evrende başı boş dolaşan parazitler olarak ve şuursuzca yaşarlar... 

Buna güzel bir örnekleme yapalım; Ya yoğurt ya da peynir mayası gibi işe yarar amaçlarda kullanılırlar ya da kimyasal bir silâhın oluşumunda kullanılırlar. Veya küf ya da hastalık oluşturan zararlı bakteriler gibi başıboş parazitler olarak şuursuzca yaşarlar. Tabii ki yine de kaderleri yani programları doğrultusunda... 

Bir çoğumuz hakikati bildiği halde neden zaman zaman gaflete düştüğünü ve istenmeyen gâfilce davranışlarda bulunduğunu anlayamaz... Bu, içinde yaşadığımız toplulukla yani onların dahil olduğu enerji alanıyla alâkalıdır. Yani şuursuzca bu topluluğun ürettiği enerji alanının etkisi altına gireriz... Zincirleme bir reaksiyona tâbi olmuşuzdur ama farkında değilizdir.

Bazen olduğundan yüksek şuur alanlarına tırmanan bir bilinç dahi çığ gibi büyüyegelen bir reaksiyon zincirine daha doğrusu bir negatif enerji fırtınasına mâruz kalabilir. Bundan kaçması mümkün değildir. Ne olduğunu anlamadan o negatif enerji tufanına yakalanır ve gerek düşüncelerini ve gerekse fiillerini kontrol edemez hâle gelir. 

Sanıyorum ki sırf bu sebeple yeryüzünde; evliya, mistik, bilge kişi isimleriyle bildiğimiz üst bilinç seviyesindeki birimler, bu negatif enerjiye mâruz kalma tehlikesini görüp, zaman zaman kimsenin olmadığı yerlere inzivaya çekilmiş ve mümkün olabileceği kadar bu şuursuz yaşayan varlıklardan uzak durmaya gayret etmişleridir. Ne kadar olabiliyorsa!.. 

Basit bir örnekleme yapalım ve bu zincirleme reaksiyonun başlamasına dünyamızdan bir örnek vermeye çalışalım;

Alınan hakikat ilmi ile hiç de bağdaşmayan, özümüzden uzaklaştırıcı bir düşünce ve fiil olan dedikodu ve gıybet eylemi buna güzel bir örnek olabilir. Bu da bir reaksiyondur ve topluluklarda oluşan toplu histeri nöbetlerine benzer... İçinde bulunduğunuz bir topluluk bu eylemi yapıyordur ve ne olduğunu anlamadan tüm bildiklerinize rağmen kendinizi bulunduğunuz üst şuurdan uzaklaşmış ve gıybet ya da dedikodu ediyorken bulabilirsiniz... Tam bu noktada zincirleme reaksiyona tâbi olmuşunuzdur, kaçarı yoktur... Ya da çok pozitif düşünceler içindeyken, negatif düşünce ve enerji yansıtan bir kişiyle görüşürsünüz ve ardından bir şekilde onun yansıttığı negatif enerjiye maruz kalarak siz de negatif düşünceler oluşturmaya başlarsınız ve bu düşünceler adeta şuurunuzu sarar ve size hükmeder... Bundan kurtulmaya uğraşsanız da boşunadır ve bir reaksiyon çoktan başlamıştır.. Ardından süptil bir fırtına oluşur ve çok geniş bir alana yayılan etkiyi başlatmışsınızdır ya da o reaksiyon zincirinin halkasına katılmışsınızdır. Bundan sonra nelere sebebiyet verdiğinizi hayâl etmeniz ise oldukça zordur..

Başlattığınız zincirleme reaksiyonun yani enerji fırtınasının geriye dönüşü yoktur. Evrenin öbür ucuna kadar varabilir. Ya da bir anti enerji fırtınası ile karşılaşıp hızını keser ve etkisini kaybedebilir, yani nötrlenir. 

Bu sebeple ya bu tür negatif enerji yansıtan ortamlardan uzak durun; ki bu, imkânsız!...O zaman yapacağınız tek şey, kendinize bir enerji kalkanı oluşturmaktır. Başka hiç bir çıkar yolu yoktur.

Kısacası korunmak zorundasınızdır. Bunu yapmanın bir çok yolundan en önemlisi de Kur'an-ı Kerim ile bildirilen Felâk ve Nâs Sûrelerinin oluşturduğu güçlü enerji kalkanıdır. Bu pasif bir savunmadır.

Eğer olumsuz etkileri olumlu etkiler hâline dönüştürmek ve bizzat siz pozitif etki eden konumuna girmek istiyorsanız da bir yandan pozitif düşünceler üretip bir yandan aktif savunma diyebileceğimiz bazı yöntemleri kullanırsınız.

" Rabbi inniy..." diye başlayan âyetler terkibini (tamamı aşağıda verilmiştir) aktif savunmaya örnek verebiliriz. Bu durumda siz güçlü pozitif enerji yayacak ve negatif enerji akımlarının hızını kesecek ya da yok edeceksiniz. Bunu yaparken de kendinizi bu negatif enerji akımından aktif olarak koruyacaksınız. Hiç olmazsa pasif savunmayla böyle bir reaksiyonun oluşturacağı fırtınayı kazasız belâsız atlatabilirsiniz. 

Eğer hakikati yaşama yolunda bildiklerinizi değerlendirmek istiyorsanız, kelime ve cümle zikirleri kadar bu koruyucu enerji kalkanı oluşturucularını ve aktif koruyucuları kullanmak zorundasınızdır. İdrâk etiğiniz her ne olursa olsun, bu hakikatle düşünme ve yaşama şansınız sadece bu korunmayı sağlamakla olur.

Allah'ın gücünü görüp buna karşı acziyetimizi idrâk etmeliyiz. Çünkü hiç kimse böyle güçlü bir enerji akımının şiddetine karşı koyamaz. Evrensel yasaları kullanmadan hedefe varmak imkânsızdır. 

Bir başka yol da bu negatif enerji alanlarından uzak durmaktır ki günümüzde bu pek de mümkün değildir. Zaten her nerede olursanız olun evrenin dışına çıkmanız mümkün değildir ve eninde sonunda evrenin bir ucundaki etkime ve tepkime size kadar ulaşacaktır.. Bundan saklanacak hiç bir yer de yoktur. Kozmolojik etkileri nasıl bertaraf edeceksiniz ya da nereye gizlenerek?.. Hem yine vurgulamakta fayda gördüğüm nokta da şu ki; bu kaçma düşüncesi dahi bencil bir düşüncedir.. Aksine kaçmaktansa kalmak ve pozitif üretken olarak bütüne dönük yaşamak, daha şuurlu ve kâmil bir düşünce tarzıdır. Bu eylemi dahi kişisel bir bakış açısıyla; bir siz bir de karşınızdakiler var ve siz onlara pozitif etki edeceksiniz düşüncesi ile yapmaya kalkışırsanız, sonuç asla istenen hedefi bulmayacaktır. İkinci sınıf varlık şuuru ile yapılmış TEK'lik şuurundan uzak bir eylemin sonuçları alınacaktır. Hedefi bulmayan okun çıkış noktasında bir hata vardır.

Bu sebeple üstün bilinçteki varlıklar düzeyini yakalayarak, evrendeki etki tepki yasasını yerinde ve doğru amaçlarla kullanmak gerekir.. Yani siz ve onlar bilinci ile değil, ben ya da biz varız şeklinde bir bilinçle başlatılan bir pozitif reaksiyon kesinlikle hedefi bulacaktır. 

Bir yandan şuurumuzu Teklik düşüncesinde sâbitleyerek ve bir yandan da evrensel yasaları kullanarak korunmak zorunda olduğumuzu fark etmeliyiz. Kim olduğumuzu ve nasıl bir yaşamla üstün varlıkların şuur seviyesine dahil olacağımızı ve mesuliyetimizi (kulluğumuzu) idrâk edebilmeyi dilerim. 

Allah cümlemizi çok boyutlu korunanlardan eylesin ve kolaylaştırsın.. 

AKTİF KORUNMA ÂYETLERİ

Rabbi inni messeniyeş şeytanu binusbin ve azâb; Rabbi euzü bike min hemezatiş şeyatıyni ve euzü bike rabbi en yahdurun. Ve hifzan min külli şeytanin marid.

Sad: 41 - Mü'minun: 97-98 - Saffat: 7

@ngelic
15 Mayıs 1999

© Sessiz Sözler / Ekim 2004 

Yazdır Başa Dön