|
|
|
|
Paralel Evrenler Hakkında... Soru: "Paralel evrenler teorisi"ni okumuşsunuzdur herhalde.. Böyle bir evren modelinde cennet veya cehennem gibi oluşların yeri olamaz veya ne önemi kalır? Siz bu teori hakkında ne düşünüyorsunuz?...
Cevap: Schrödinger’in Kedisi deneyini pek çoğunuz okumuşsunuzdur herhalde.. Düşünsel bir deneydir, gerçekleştirilmemiştir, varsayım üzere ele alınır. Bir zamanlar bu düşünsel deney üzerinde çok düşünmüştüm, ama sonra tutarsız yanları olduğunu görüp üzerinde durmaktan vazgeçmiştim. Aslında bu tür deneyleri detaylı sorgulayan "Ruh ve Kaos isimli kısmen bilimsel bir kitabı okuduktan sonra bazı uçuk varsayımlara (teorilere) bakış açım değişmişti" desem daha doğru olacak... Bir süre sonra da sanki yeni bir fikirmiş gibi ortaya "paralel evrenler kuramı" atıldı. Oysa bana göre yeni bir fikir değildi, çünkü Schrödinger’in Kedisi deneyini okuyan herkesin aklına gelebilecek bir kuramdı. Ama madem sordunuz fikrimi sizlerle paylaşayım.Paralel evrenler teorisini eksik, sınırlı ve henüz bebek adımları düzeyinde buluyorum. Büsbütün karşı çıkmıyorum, ama eksiklikleri olduğunu düşünüyorum. Çok yönlü ve sistemli düşünerek geliştirilmeli ! Bu teoriye, şu andaki bakış açısını tamamen değiştirerek bakmak gerekir. Teoriyi ortaya atanların göremediği çok önemli bir nokra var. O da KADER gerçeğidir. Kim ki şu andaki yaygın şekilde kabul gören tanımıyla (çünkü farklı tanımları da var) paralel evrenler teorisini kabul ederse, iman ilkelerinden olan KADER gerçeğini inkar etmiş demektir. (Araştırılmasın demiyorum, ama iddia ediyorum, araştırılsa da bulunan sonuç bugün kabul gören şekli ile olmayacaktır) Ateşle su yan yana olmaz. Ya kader vardır, paralel evrenler teorisi bugünkü yaygın tanımıyla olamaz; ya da paralel evrenler teorisi doğrudur, kader olgusu diye bir şey yoktur. (Tabii bu dediğimin ne olduğunu anlamak için, kaderin ne olup olmadığını da iyi bilmek gerekir) Bence, bilim adamları filozoflardan bağımsız şekilde teori üretirse, o teoriden hayır gelmez. Herkes bir Einstein olamaz, çünkü onun filozof bir yanı da vardı. Çok zengin bir hayal gücü olmasına karşın, bu hayali mantıklı bir temele de ancak o filozof yönüyle oturttu. Dolayısıyla bilim tarihinde çığır açacak bir gelişmeye imza attı. Genel Görecelilik Kuramı.. (Bu arada Einstein'a hayranlığımı da açık etmiş oldum) Henüz onun attığı bu adımın bir benzerini atan bilim adamı çıkmadı bana göre.. Bakalım bundan sonra böyle bir objektif zeka gelecek mi bilim dünyasına...? Bilim adamları çürütülemez kuramlar geliştirmek istiyorlarsa, acilen felsefi bakış açılarını da geliştirmelidirler... "Evreni ve yapısını açıklamak için geliştirilen bir teori, insana veya herhangi bir yaratılana endekslenirse, çürütülmeye mahkumdur." Gelin şimdi şu paralel
evrenler teorisini biraz inceleyelim. O nedenle evreni
anlamak için önce insani bakış açısını değiştirmek gerekir.
Başka bir deyişle konuya tüme varım değil, tümden
gelim mantığı ile bakılmalıdır. Ancak o zaman söz konusu
teorinin eksik yanları fark edilir. Şu haliyle kesinlikle
objektif bir teori değildir. Bunun sebebini dilimin döndüğü
kadarıyla açıklamaya çalışayım. "Algıladığımız evren seçimlerimizin sonucudur. Ama bir başka paralel evrende bir başka bir seçimi yaşıyor olabiliriz. Bunun gibi sonsuz seçimlerimizin olduğu paralel evrenler söz konusu olabilir. Telepati, sezgi gibi fenomenler belki de diğer evrendeki kopyalarımızın yaptıklarını algılamamızdan ibarettir. (Ya da başka bir sava göre de; algıladığımız evren paralel evrenlerdeki eş kopyalarımızdan etkileşimle oluşur).. vs.." Özeti bu... Bunu açıklamak için size kendimden basit bir örnek vereyim. Şu anda yazı yazıyorum, ama bir başka evrende yemek yapmakla meşgulüm, diğer bir evrende resim yapıyorum, ötedekinde bir beste yapıyorum, berikinde bir ameliyattayım. vs. gibi... Ne kadar sonsuz ve sınırsızım!?!!!.. Ve bu kuramda da tüm evrenlerde özne hep ben'im! (!?) Yani ya beni bir Yaradan yok ya da Yaradan bana (yani yaratılmışa) mecbur bir sonsuzluk yaratmış, sanki farklı seçimler ve eylemler için başka özne yaratmaktan aciz(!) gibi... Peki neden bu
işlevleri yapan kişi hep benim? Bunları ayrı ayrı yapacak pek
çok tane farklı özne tasarlayıp yaratabilecekken, neden tek
özneye mahkum olsun Yaratan? İşte kuramın aksak ve eksik
yanı budur bence.. Gelin burada bir fıkra anlatayım size, sonra
yine konuya devam edelim. İşte bu teoride de
evrene bakarken dua eden adamın mantığını görüyorum. Kaderi
kabul edememe, takdire rıza yok..
(Reenkarnasyonda da bu mantık vardır, hatta bu gibi bakış
açılarına objektif bakılırsa mantık dahi yoktur) Diğer
adamın mantığı da benim gibi çalışıyor. Meseleye kul
açısından veya Allah açısından bakınca iş çok değişir.
Evreni anlamaya çalışırken özne Yaratan olursa,
yaratılışın sırrı ve mantığı kavranabilir; özne yaratılan
olursa, kavranması imkansızlaşır. Tabii fıkra işin
latifesiydi. İşin aslı bu fıkradaki mantık da değildir. İşin
aslı şudur: Bir misal vereyim: Diyelim ki siz tam otomatik bir çamaşır makinesi tasarladınız ve meydana çıkardınız. Ona özgür bir irade de verdiniz, seçimler elindedir. Seç dediniz ve o da bu evrende bulaşık makinesi olmayı seçti, diğer evrende çamaşır makinesi olmayı seçti. Devam edeyim mi yoksa olayın komik yanını gördünüz mü?.. Bence devam etmeme gerek olmayacak kadar basiret sahibisiniz. Stephen Hawking'in diğer bir evrende çocukluktaki farklı seçimlerine bağlı olarak nihayetinde çoban veya çöpçü olduğunu düşünsenize..!! Allah hiç kimseye zulmetmez, herkese kabiliyetleri doğrultusunda bir yaşam sunar, çünkü O ADL'dir. (Yani neresinden bakarsanız bakın, saçma bir teori bence) O sebeple bu teoride seçimi yapanın yerine Allah'ı oturttuğunuzda (Allah iradesi), o zaman paralel evrenler fikrindeki eksiklikler tamamlanır ve mantıklı bir anlam kazanır. Bu evrenler birbiri ile ilişkili olsa dahi, yaratılanlar daima orijinal ve TEK olacaktır, tekrarı olmaksızın. Birbirini oluşturan sebepler hiyerarşisinde bir "nokta"da yer alabilirsiniz, ama asla aynı anda sonsuz şeyin öznesi siz olamazsınız. (Özne ancak Yaratan olabilir, yaratılan değil) Kaldı ki bu mantık açısından da mümkün değildir, anlamsızdır. Dolayısıyla sadece zatıyla sebeplerin içinde kayıtlanmayan bir müsebbibin (öznenin) farklı seçimlerine bağlı birbirinden çok farklı paralel evrenler olabilir ancak.. Bu evrenler birbiri ile ilişkili olsa dahi bu ilişki birbirinin devamı olan bir nedensellik ilkesine bağlı olarak kurulan bir ilişki olabilir. (zaten bu olasılığı da düşünüyorlar, düşünmüyor değiller) Ama yaratılan açısından aynı anda aynı özneye (yaratılana) ve sebebe bağlı pek çok farklı sonuç fikri saçmadır. Bu kaostur sadece, mantık değil.. Çamaşır makinesi örneği bunu yeterince açıklıyor sanırım.. Size daha uçuk ve şaşacağınız bir şey söyleyeyim. Acaba hayatımızda bir sıfır noktası yaratılsa (tıpkı cennet gibi) ve "al sana sınırsızlık ve sonsuzluk" dense (veya özgür irade (!) verilse), ne kadar sınırsız sonsuz olabilirdik hiç düşündünüz mü? Kişi dününe dönebilse, farklı seçimler yapabileceğini mi zanneder? "Evet" cevabına gülerim, çünkü cennette bile tam anlamıyla sınırsız sonsuz olamayacak sayısız sonsuz insan var. "Allah'ım cennetini temizlemeyi bana nasip et" diye dua edenleri de işittim. Ne demek istediğimi kişinin yaratış fıtratı, hamurundaki mânâlar ve yapısal özellikleri çerçevesinde anlamaya çalışın ve paralel evrenler olsa dahi, bu evrenlerdeki öznelerin aynı kişiler olamayacağını anlamaya çalışın lütfen.. Haddi zatında
cennet yaşamı dediğimiz, "dilediğimizi gerçekleştirebileceğimiz
yaşam" da madde beden ve kişilik, mekan ve zaman kaydı olmayan
bir yaşamdır. O sebeple cennet yaşamındaki seçimlerimizle
bugünkü madde beden ve kişilik, zaman ve mekan kaydındaki
yaşamımızın seçimleri aynı olamaz. Çünkü değerleri farklıdır,
ihtiyaçlar da... Dünya yaşamındaki seçimlerimiz, bugün için bize
göre değerli olanlar ve ihtiyaçlarımız doğrultusundadır.
Cennette ise tüm hayata bakışımız ve ihtiyaçlarımız da farklı
olacaktır. O sebeple seçimlerimiz de bugünkünden farklı
olacaktır. Yani düşünecek olursak, tıpkı dünya yaşamında olduğu
gibi cennet yaşamında da seçimlerimizde özgür ve sınırsız
değiliz aslında... Örneğin cennet yaşamında ağlamayı, üzüntüyü
ve sabretmeyi isteseniz de seçemezsiniz. Veya isteseniz de
cennette aşık olamazsınız (ama muhabbetle vecd hali yaşarsınız),
çünkü arzuladığınıza anında kavuşacaksınız. Oysa aşkta
kavuşamama hali vardır. Aşk cehennemin rahmet nurundandır. (*Yeni Not: Kendini, Rabbini, evrende yürüyen ilahi düzeni ve hiyerarşiyi bilenlere değil sözümüz. Her ortaya atılan teoriye, üzerinde sistemli ve derinlikli düşünmeden, iman ettiği ilkelerle ne ölçüde uyuşup uyuşmadığını sorgulamadan, tıpkı The Secret kitabındaki teze yaptıkları gibi balıklama (sazan gibi) atlayan tasavvuf heveslilerine sözümüz.. Allah aşkına kendinize gelin dostlar! Her söylenene İslam ve tasavvuf adına sahip çıkmadan önce, inandığınız değerlerle örtüşüp örtüşmediğine bir bakın hele... Bendeniz bu teorinin bugünkü kabul edildiği biçimde doğru olmadığına kesin kanaat sahibiyim. Neden biliyor musunuz? Çünkü amentü ilkelerine imanım tam! Eğer Allah sonsuz yaratma gücüne sahip olup, yaratışında tekrar yoksa, kader gibi bir olgu olup, her bir varlık mana terkibi-bileşimi doğrultusunda bir hayat yaşıyorsa, aynı anda farklı evrenlerde farklı yaşamları yaşıyor olamaz. Evet, paralel evrenler vardır, ama birbirinin devamı olan bir nedensellik ilkesi şeklinde ve o evrenlerde siz yoksunuz, siz zaten bu evrende bile yoksunuz ya, o da başka mesele.. Ayrıca, teori demek, ispatlanmamış demektir. İspat edilmemiş bir teorinin peşine düşüp, imandan çıktığınızı göremiyor musunuz? Sakın bu inkarın başınıza açacağı işi hafife almayın. Ya bu teori ispatlanmadan bir trafik kazası veya başka bir afetle boyut değiştirdiniz ve siz gittikten sonra bu teorinin zayıf olduğu kanaatine varıldı ve vazgeçildi, o zaman ne olacak? Ne yapacaksınız o zaman ey akıl sahipleri?!!.. (Örneğin bu teorinin sahibi Stephen Hawking, dünyamızın bizim dışımızda çok daha gelişmiş varlıkların bir bilgisayar oyunu olabileceğini de söylemiştir, ama sonradan bu teorisinden vazgeçmiştir. Ya bu yenisinden de vazgeçerse?)Rahmetli annem derdi ki; "Her 'T...' diyene takılıp, 'S...' diyene sokulmayın, aklınızı kullanın!".. Atalarımız da "Kılavuzu karga olanın, burnu ....'tan kurtulmaz" demişler.. Gerçek akıl sahipleri bilimsellik, modernleşme veya çağdaşlaşma çabası içinde kendini ve hatta neredeyse aklını kaybetmez. Gerçekliği ispat edilmemiş, kuvvetli ve çürütülemez deliller getiremeyen teoriler uğruna imanını da feda etmez. Çağdaş olmak istiyorsa, ispat edilmiş bilimsel gerçeklerle veya ispat edilmemiş dahi olsa, hiç bir şekilde çürütülememiş kuvvetli delilleri olan bilimsel teorilerle yetinir. (Mesela stringler gibi, ki onu ben de kabul etmiştim ve gerek Kur'an'da, gerek hadislerde ve daha pek çok mutasavvıfın açıklamalarında bu tezin doğruluğunu kanıtlayacak deliller vardı. İman ilkeleri ile de ters düşmüyordu!) İman melekesi güzel de, olur olmaz her şeye inanmak gibi fena bir sonuç da getirebiliyor, akıl eşlik etmeyince o imana.. Siz siz olun, bilimin kesin kanıtlarla ispat edip (veya çürütülemez kanıtlarla) ortaya koymadığı uçuk teoriler peşinde sürüklenmeyin, elinizde kalan son şey imanınızken, onu da yitirirsiniz sonra.. Benden söylemesi..!! Bir de bize "ukala" diyorlar, "zorla ukala ediyoruz elin garibini" demiyorlar da.. Tevbe estağfirullah! Susayım diyorum, ama üzülüyorum.. Böyle böyle imandan çıkılacak zamanla diye.. Pek çoğunuz biliyor, The Secret kitabına da bu ülkede ilk itiraz edendim hatırlarsanız. Daha ilk okuduğumda şeytani yanını görmüştüm, bir an bile bu felsefeye itibar etmedim çok şükür. Herkes, ama herkes üzerine atlamıştı bu felsefenin, Müslümanı, Hıristiyanı, Musevisi, Budisti, Ateisti vs.. Ama bugün özellikle aklı başında ve düşünmesini bilen Müslümanlar ve dahası saçma yanlarını görüp, bir bir çark etti.. Bu benim kaderim herhalde.. yani inanılmamak ve ciddiye alınmamak.. Ama kim zarar görüyor acaba bundan?.. Zaman kaybedenler kimler..? Neyse, bu alemin İmam'ı ben miyim de imanınızı korumak benim görevim olsun.. bana da ne oluyorsa.. ?!!) AS. - 28 Mart 2007
Selam Ayşegül, Bugün paralel evrenlerle ilgili yazını okudum. Daha önce dikkat etmemişim. Bütün gece bu konuyu düşündüm. Kafam çok karışık. Düşündüğüm gibi yazıyorum. Yazdıklarım düz bir çizgide seyretmeyip saçma sapan bir çorbaya dönüşürse, anlayışla karşıla.. Başta bu teori bana da çok mantıklı gelmişti. Aslında işime geldi demek daha doğru olur. En azından yazını okuduktan sonra böyle düşünmeye başladım. Çünkü hayatımda farklı seçim dönemeçlerinde ikilemler yaşadığım çok anlar olmuştur. Her zaman iki seçenekten sadece birini seçme hakkın vardır ve seçersin. Seçeneklerin sonsuz olduğunu söylüyorlar, ama ben hiç sonsuz seçenekle karşı karşıya kalmadım. Seçim yapacağım konu önüme hazır geldi.. Eğer üzerinde seçim yapacağım konuyu seçme şansının da bir önceki anda bana ait olduğunu düşünürsem, hayatımın her anında seçmediğim diğer sonsuz seçenekler de diğer evrenlerde her an sonsuza ayrılarak devam etse, yaşadığım evrenler aklın almayacağı kadar derin bir sonsuzluğa gider. Bu düşünce modeli mantıksız bir çizgi gibi geliyor bana.. O nedenle bu teoriyi her an yapılan bir seçim değil, bazı önemli dönemeç anlarında iki farklı seçenek olduğu üzerinde kabul ettim.. (Şimdi yazarken bu da saçma geliyor) Yapmak veya yapmamak, sağa ya da sola gitmek gibi.. Bilgisayarın 01 temel kodları gibi.. 0 veya 1, ikisinden birini seçersin. Sayıların temeli de 1 rakamıdır. 0 hiçtir, sonsuzluktur. Özgür irademiz var mı yok mu? Eğer yaratılmışlara ait özgür bir irade varsa (o nerede bilmiyorum, şimdi her şey saçma geliyor düşünürken), sonsuz seçenekler de vardır ve seçilmiştir. Oysa öğrendiğimize göre sonsuz seçeneği olan mutlak irade sahibi sadece Allah'tır. Bu seçeneklerin her biri farklı ve orijinaldir. Eğer "Yaratılmışların aslında farkında olmadıkları özgür bir iradeleri (!?) ve sonsuz seçenekleri vardır ve bu seçimler farklı evrenlerde devam eden hayatlar yaratır denirse, bu mantıklı bir evren modeli olmaz gerçekten.. Kaostan başka bir şey olmaz dediğin gibi.. Öte yandan bu kadar sonsuzluk ve gizli özgür irade (!?) bir yaratılmışa ait olursa, o zaman her bir yaratılmış bir ilahtır sonucuna götürür kişiyi.. (Bunu senin yazını okuyunca daha net anladım) "Hepiniz birer ilahsınız" düşüncesinin temelini de biliyoruz. Son yıllarda sık sık bu düşünce pazarlanıyor, çeşitli giysilere büründürülerek. Bunun amacı da sorgulanmalı..? İmanımız mı hedef alınıyor acaba?. Konudan kopmadan kendi anlayışıma göre, en basit haliyle farklı seçimler dönemecindeki seçimime döneyim yine. Genelde o veya bu seçimi yaptıktan sonra, eğer sonuç beklediğimiz gibi olmayıp hüsran olursa, yanlış seçimler yaptığımızı düşünüp geriye dönük pişmanlıklar yaşarız. Bu pişmanlıklar insanı o kadar üzer ki doğal olarak böyle bir teori insana ilaç gibi geliyor açıkçası.. Çünkü farklı bir evrende doğru seçimi yaptığını düşünmek insanın nefsini rahatlatıyor.. Bu konuda yazdıklarını okuyunca, bu teorinin kökeninde, kişinin Allah'ın kendisini yarattığı sebebe ve kaderine rıza gösterememesi nedeniyle, bu kaderden hayali bir çıkış yolu araması yatıyor sanırım, diye düşündüm. Teslimiyetten kaçış yolları... Teoriyi kimin ortaya attığı da çok önemli aslında.. Stephen Hawking. Amyotrofik lateral skleroz isimli bir sinir hastalığı nedeniyle, vücut kasları her geçen gün biraz daha eriyen ve hayatı çok zor şartlarda seyreden felçli bir fizikçi.. İçinde bulunduğu psikolojiyi de düşününce, böyle bir varsayım üzerinde neden düşündüğünü anlamak zor değil.. Farklı bir evrende farklı bir Stephen hayal etmek ona oldukça cazip geliyor olmalı. Bu teoriyi de Allah'ın üzerine yazdığı kaderden bir çıkış yolu ararken düşlemiş olmalı.. Bilinç altının önlenemez açığa çıkışı..! Teoriyi ortaya atan kişi de dikkate alınırsa, konuya daha objektif bir gözle bakılabilir ve ciddi şekilde sorgulanmalıdır. Gerçekle yüzleşmek hiç kimsenin hoşuna giden bir şey değil. Allah'ın bizi yaratılış amacından ve iradesinden, bu paralelde çizilmiş bir rota olan kaderden, özgür irademizin olamayacağından razı olamadığımız için, nefsimizi rahatlatan çıkış yolları arıyoruz sanırım. Bu gece farkettim, bu teorinin kaynağı benzer bir arayıştan başka bir şey değil. Birbirini oluşturan bir nedensellikle iç içe farklı evrenler kabul edilebilir dediğin gibi, ama Emre'nin farklı seçimleriyle oluşmuş sonsuz evrenler gerçekten son derece mantıksız. Allah bize mutlak iradesinin, kaderin ve yokluğumuzun hazmını versin. Bu tür konuların korkusuzca üzerine gidip bizi düşünmeye mecbur bırakman dolayısıyla sana gerçekten çok teşekkür ederim. Fakat bir şeyi söylemeden geçersem haksızlık olur. Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun? Sorgulama, yargılama ve eleme kriterlerin neler? Dahi kabul edilen bir bilim adamının tezine kendinden emin bir şekilde, şiddetle karşı çıkıyorsun. Bu cesaretine şaşıyorum ve hayranım!!.Nasıl..??!! Dayandığın bir nokta veya kuvvetli bir delilin olmalı..?!! Onları anlatmalısın bence.. Bu kıstaslar sorgulamalarıma yardımcı olabilir. Sevgiler.. EP. Cevap: AS.-1 Mart 2008
Merhaba Ayşegül abla, * * * Bilim KADER'i kanıtladı:
Kader'in fiziksel kanıtı New Scientist dergisinde yayınlandı * * * "The Secret"
kitabının ilham kaynağı Profesör Fred Alan Wolf'un kitap hakkındaki
yorumu: * * * Evren nasıl oluştu
sorusuna 'Big Bang' ile yanıtı veriliyordu... Bu haberi okuduğunuzda
verdiğiniz yanıtı DEĞİŞTİRMENİZ gerekecek... * * * Not:
© Sessiz Sözler / Ekim 2004 |
|
|