|
|
|
|
Hiç Bir Mesuliyet Kabul Etmem!
“Bu
sitedeki tüm paylaşımlarım kişisel görüşümdür ve
kesinlikle Müslümanları bağlayıcı değildir ! Paylaşımlarım
sadece istişare veya tavsiye niteliğinde kabul
edilebilir, ama sorumluluğu ve vebali bana yüklenemez !”
Kefaret,
Had Cezası, Diyet, Kefil
(Kefalet), Vebal
Had Cezası: Yasak sınır çizgisine
had denir. (Hudut, bunun çoğuludur) Sınır çizgisini (yasakları)
büyük günahlar kapsamında olarak ve toplumsal boyutta geçenler
için, Kur’ân’da bazı cezalar tayin edilmiştir. Bunlara
had cezaları denmektedir. Tayin eden Allah’tır.
Had cezasını uygulama yetkisi de Allah Rasulü veya toplum
adına devlet başkanının seçtiği adil hakimlerdedir. (Sosyoloji
bilimine göre, bugün yeryüzünde mevcut tüm kanunların kökeni de
dinlerdeki had cezasıdır zaten) *
Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun;
Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah dini(ni tatbik)
hususunda sizi sakın acıma duygusu kaplamasın! Müminlerden bir
grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.
(Nur, 2)
Kısas: Bildiğim kadarıyla sadece öldürme fiili ile
ilgili bir cezadır. Ama diyet bu cezanın yerine geçebilir.
Diyet: Diyet de bir anlamda
had cezası kapsamındadır, ama toplumsal değil kişisel
içeriklidir. Kul hakkı kapsamında olarak.. Bir nevi bedel
demektir. İnsana, diğer canlılara veya herhangi bir şahsa ait
mal ve eşyaya zarar vermek durumunda, meydana gelen malî ve
bedenî her türlü zararın, kişisel imkanlar ölçüsünde giderilmesi
demektir. Diyet, günahın cezasını tamamen silmeyebilir. Yani
kimi durumlarda sadece cezayı hafifletir, ama büsbütün ortadan
kaldırmayabilir. Örneğin, birini öldüren, öldürdüğü kişinin
ailesine diyet öder, ama bu günahını ortadan kaldırmaz. Sadece
verdiği zararı kısmen de olsa karşılayarak, mağdur durumda
bıraktığı kimselere yardım etmiş olur. Bu anlamda diyet ödeyen
kişi, bir anlamda pişmanlığını dile getiren bir fiil işliyordur.
Diyet gerektiren suçlar, her ne kadar kul hakkı dediğimiz
günahlar kapsamında kişisel (yani iki kişi arasında)
değerlendirilebilirse de, öte yandan kul ile Allah arasındaki
gizli kalan hatalardan (günahlardan) olmayıp, toplum içinde
açıkça işlendiği için ve kötü örnek teşkil etmesi bakımından,
toplumda huzur ve sükunetin korunması açısından önemli bir
hukuki mesele olarak kabul edilebilir. Sünnetullah (evrensel
sistem) açısından ise, zararın ne kadar giderildiğine ve zarar
gören kişinin de bundan razı olması oranında günahın affedilmesi
veya hafiflemesi söz konusu olabilir. Örneğin bir başkasına ait
herhangi bir mala zarar verildi ve o malın değer olarak tam
karşılığı (veya aynısı) olarak diyeti öndendi ise ve malın
sahibi de bundan razı olduysa, günahı (vebali-karşılığı-cezası)
ortadan kalkabilir. Malın karşılığı tam olarak ödendiği halde,
zarar gören kişinin bu diyete rağmen pek gönlü alınmadıysa,
vebali tamamen ortadan kalkmış olmaz. Ama zarar veren kişinin
zararı gidermek için gösterdiği gayret ve samimiyetinden ötürü
vebalde hafifleme söz konusu olabilir. Eğer bu hatayı hiç bir
art niyet taşımayarak kazayla yaptıysa ve bedelini de tam olarak
ödediyse, zarar görenin gönlü olmasa dahi ödediği diyetle
mesuliyetten kurtulabilir. Büyük günahlar kapsamında olan haksız
yere insan öldürmede de bu sistem geçerlidir. Ama tam karşılığı
olan cana karşılık can ödenemeyeceği için, vebalinden
kurtulunmaz. Eğer kasıt yok da kaza ile olduysa, ödediği diyet
bir pişmanlık, samimiyet ve affedilmek için bir gayret kabul
edilebilir Allah indinde ve vebali (günahı) hafifletici unsur
olabilir. Ama büsbütün silinip silinmeyeceğini sadece Allah
bilir. Samimiyet, iyi niyet, pişmanlık ve tevbe ile yönelen kişi
için Allah'ın rahmet, merhamet ve af kapıları daima açıktır.
Aslında evrensel sitemde (Sünnetullah'ta) tüm bu saydıklarımız,
birbirine benzer veya bağlı özellikler içeren yasalardır.
Evrensel sitemde insan açısından yürürlükte olan bu yasalara
Sünnetullah yasaları (şer'i hükümler) diyoruz. Buna dair
ilme de nübüvvet ilmi denir. Bu ilme vakıf kılınarak, söz
konusu yasaları insanlara açıklayan Allah elçilerine de
ek olarak nebi sıfatı veriliyor. İşte yukarıda
sıraladığımız tüm bu meseleler, esasında hepsi tek bir temele
dayanır, ki o da yapılan her şeyin (fiilin veya meydana gelen
olayın) evrensel sistemde bir karşılığı olması yasasıdır. Yani
her etki bir tepki meydana getirir. Bu etkilerden
evrensel gerçekle ve sistemle uyumlu olup, olumlu tepki-
karşılık alanlara sevap; evrensel gerçekle ve sistemle
uyumsuz olup, olumsuz tepki-karşılık alanlara günah
denmiş. Bizim açımızdan olumlu sonuçlarını ödül olarak
kabul ederiz. Olumsuz sonuçları da ceza.. Bunlardan günah
niteliği taşıyan etkilerin, bizim açımızdan bazen olumsuz ve
tahammül edilmeyecek tepkileri (sonuçları-cezası) söz konusudur.
O sebeple, ya o fiili işlemekten kaçınırız, ya da eğer
işlendiyse, bunun karşılığı olan tepkiden kurtulmak gerekir.
Tabii ki tevbe (yani pişmanlık ve bir daha aynı hatayı
işlemeyeceğine dair samimi yöneliş ve arınma) en başta gelir.
Ancak, bazı konularda tevbe ile birlikte etkili bir başka sistem
de mevcuttur. O da şu: Oluşan herhangi bir fiil veya olay,
yani etki sonucundaki tepki, herhangi bir bedelle karşılanırsa
(durdurulursa), mesuliyet (alınacak karşılık- tepki-ceza) kısmen
veya tamamen düşebilir. (Tevbe temel ana yasa olmak kaydıyla)
Yani evrensel sistemde bu tür etkilerle oluşan tepkiyi
karşılayan bir bedel de vardır, ki bu bedele-karşılığa dini
terminolojide Kefaret denir. Tabii ki bu sistem
detayında aklın havsalanın alamayacağı ayrıntılar içerir. Öyle
ki bu ayrıntılara Nebiler dahi tam vakıf kılınmayabilir. Ancak
insan için geçerli, gerekli ve önemli olan yasalar ve dahi
Allah'ın bildirdiği müstesna olmak üzere.. Yabancı bir kadını öpen biri Hz. Rasulullah'a geldi ve olayı anlattı. Bunun üzerine: "Gündüzün iki tarafında ve gecenin bazı saatlerinde dosdoğru namaz kıl. Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere büyük bir hatırlatmadır" ayeti nazil olunca o zat: "Ey Allah'ın Resulü! Bu yalnız benim için mi?" diye sordu. Allah Rasulü (a.s.): "Ümmetimden onu yapan herkes içindir" buyurdu. (Sahih-i Müslim: 4963)
Kefil ve Vebal konularını özellikle en sona bıraktım. Çünkü bu iki konu, düşüncelerimi paylaştığım sizleri ve dolayısıyla beni ilgilendiren çok önemli iki konu... Aşağıda detayına gireceğim kısmetse...
Kefalet (Kefil
olmak): Herhangi bir konuda garanti vererek, mesuliyeti
(sorumluluğu) bilinçli olarak üzerine almaktır. Örneğin, bir
şahsa kefil olunabilir (kefalet-i binnefs), mala kefil
olunabilir (kefalet-i bil-mal), bir başkasına ait borca kefil
olunabilir, vb...
Vebal: Vebal, kişinin
iradesiyle (bilerek) veya iradesi dışında (bilmeden)
Sünnetullah yasalarınca manevi mesuliyet (sorumluluk)
yüklenmesi demektir. Bilmeden yüklendiklerimiz bir yana, bir de
örneğin aşağıdaki ayet kapsamında yüklendiklerimiz veballer
(günahlar) var:
İşte bu noktada, Kefalet ve Vebal konularını neden en sona bıraktığımı açıklamak isterim. Sık sık yinelediğim bir konu var, ki o da; Buradaki tüm paylaşımlarımın kişisel görüşüm olduğu, Müslümanları kesinlikle bağlamadığı ve dolayısıyla hiç bir mesuliyet ve vebal yüklenmeyi kabul etmediğimdir. Paylaşımlarım sadece istişare veya tavsiye niteliğinde kabul edilebilir. Ama sorumluluğu, yani kefaleti ve dolayısıyla vebali bana yüklenemez ! Hele de bunu sık sık belirtmişken.. Bu türden hizmetlerin sevabı kadar, vebali de vardır. Pozitif yanı olan herhangi bir şeyin, mutlaka negatif yanı da olacaktır. O sebeple bir vebali olmadığı düşünülemez. Bir kişinin sonsuz yaşamındaki ebedi saadet veya bedbahtlığına sebep olabilecek dini ve manevi konularda (Allah'a iman ve istikamet konularında), adeta fetvaya girecek akıl vermelerin, yönlendirmelerin ve hatta akıl verme, fetva veya yönlendirme amacı güdülmeyip tamamen iyi niyet noktasından yola çıkılsa dahi, yine de büyük bir mesuliyet yüklenildiğini takdir edersiniz. O sebeple, paylaşan kişiler aslında bilerek veya bilmeden büyük bir risk almıştır. Değerli dostlar, her kişinin akıl, zeka, kavrayış ve dolayısıyla anlayış kapasitesi de farklı farklıdır. Dolayısıyla bazen anlatımlarımız muhataplarımıza anlatmak istemediğimiz bir biçimde ulaşabilir, yani yanlış anlaşılabilir. Veya, paylaştığımız düşüncemizde yanılıyor da olabiliriz, ki her insan yanılabilir. Hatadan beri olan sadece enbiyadır. * (Ey Muhammed!) Biz senden önce hiçbir rasul ve hiçbir nebi göndermedik ki o bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun arzusuna şüpheler karıştırmasın. Bunun üzerine Allah şeytanın karıştırdığı şüpheyi giderir (nesh eder). Sonra da Allah, âyetlerini tahkim eder (güçlendirir). Allah Alîm'dir (her şeyi bilir), Hakîmdir (Hikmet sahibidir) (Hac, 52) Eğer enbiya dahi bundan kendini sakınamıyorsa (ancak vahiy koruma altındadır, gerekirse ayetler nesh edilir, ki yukarıdaki ayetten bunu açıkça anlıyoruz), diğerleri kendini nasıl sakınabilir ve o paylaşımdan sanki garantörü Allah'mış gibi şüphesiz emin olunur? Hatta kimi zaman veliler dahi yanılabilir, ayetin manası gayet açık.. Hatta yukarıda aktardığımız ayetten bir sonraki ayet daha da çarpıcıdır. * Allah, şeytanın karıştırdığını, kalplerinde hastalık bulunan ve kalpleri kaskatı olan kimseleri sınamaya vesile kılar. Zalimler şüphesiz (haktan uzak) derin bir ayrılık içindedirler. (Hac, 53) Her şey bir hikmetledir ve en çok yanılan da hiç yanılmam diyendir. O sebeple, yeryüzünde hiç kimse, "Her şeyin doğrusunu bilirim ve hiç yanılmam" dememelidir. İşte tüm bu sebeplerden ötürü anlatan da dinleyen de risk almıştır bir bakıma.. Ancak her durumda en büyük risk ve mesuliyet daima paylaşanındır. Çünkü bu gibi bir paylaşımın böylesi sonuçları da olabileceğini göze alarak başlamıştır bu işe, adeta bu sonuçlara kefil olurcasına... O sebeple, sistemde bu türden mesuliyetleri yüklenmek demek, adeta kefalet yasalarına tabi olmak demek bana göre.. Bu büyük bir risktir, çünkü birine kefil olurken, o kişiyi tanıyıp güvendiğimiz için kefil oluruz. Fakat günümüzde paylaşım sahası o kadar genişledi, ki paylaştığınız kişilerin kimler olduğunu, kişisel vasıflarını ve kapasitelerini de bilemiyorsunuz. Eskiden hakikat bilgisini yüksek anlama ve değerlendirme kapasitesi olup hazmedebilecek ve güven veren insanlara verirlermiş, vebali de olduğu bildiklerinden.. Ne var ki şu gün içinde bulunduğumuz şartlar böyle bir hassasiyeti ortaya koymak için hiç uygun değildir. Ya hep ya hiç şeklinde bir durumla karşı karşıyayız. Ayrıca, paylaşım demek; açıkça şahit olduğun gerçekleri veya uygulayıp fayda gördüğün ilhamlarını ya da düşüncelerini paylaşmak demektir. Fayda görülmeyen veya mahiyetine açıkça şahit olunmayan şeyi paylaşmanın mantığı ne? O, ancak fetva ve akıl verme olur ve amacı da paylaşımdan sapar. Fakat günümüzdeki paylaşım adı altında yapılanlar amacından çok uzak bana göre.. Açıkça şahit olmadığımız ve oturduğumuz yerde kafa yorduğumuz, hayal ettiğimiz, düşünce ürettiğimiz ve çoğunlukla deneyimleyip sonuçlarına vakıf olmadığımız her şeyi paylaşıyoruz. İyi de, onun öyle olup olmadığına şahit olmadın, şahit olmadığını da açıkça vurgulamadın. Ve dahası bunu uygulayıp bir fayda görmüş de değilsin. Ya yanılıyorsan, ya yanıltıyorsan? Neyi paylaşıyorsun ve ne amaçla o halde? .. gibi sorular üzerinde düşünmek lazım....?! İşte tüm bu sebeplerle, risk faktörü hem paylaşılan kişi açısından, hem paylaşan kişi açısından söz konusu.. Ama en büyük mesuliyet, sorumluluk ve tabii vebali, her durumda paylaşan kişinindir. Bunu bildiğim için, gerçekten açıkça şahit olmadığım konuları; "Bu konuyla ilgili kişisel düşüncemdir" veya "Ben nereden bilirim, ama belki şöyle olabilir" ya da "Doğrusunu sadece Allah bilir!" veyahut benzer cümlelerle belirgin şekilde vurgularım, bunlara dikkat edilmelidir!. O sebeple, "Paylaşımlarımla ilgili hiç bir mesuliyet kabul etmem!" diye ısrarla üzerinde durdum bu konunun.. Ne oluyor sistemde bu durumda biliyor musunuz? Sizlerden beni yanlış anlayarak (veya ben de hatalı açıklamış olabilirim, bundan dolayı), hata eden her bir kişinin günahından dolayı sistemin verdiği tepki, bir bakıma ona bu konuda akıl veren kişi olduğumdan, doğruca bana da yöneliyor. Suç ortaklığı benzeri gibi.. veya azmettirme anlamında... Adeta sistem beni o kişiye kefil kabul eder ve açığa çıkan tepki, o fiile sebebiyet veren vesileye de gelir. (Ayette "hiç bir günahkar diğerinin günahını yüklenmez", diyor; ama bu hüküm, kefilleri kapsamıyor) O sebeple, paylaşan herkes bunun bilincinde olmalıdır. En azından mesuliyet kabul etmediğini, açıkça şahit olmayıp kişisel düşünceler olduğunu vurgulamalıdır. Buna rağmen, yine de bir vebali vardır, kaçarı yok.. Ki sevabı gelip karşısına dikilmese, pek çoğumuz helak olup gitmiştik belki de.. Ancak "İyilikler kötülükleri giderir" yasası gereğince, işin sevabı, vebali ile boğuşur durur ve paylaşanı korur. Ama hatalar artarsa, onu bilemem... Değerli dostlarım, aslında bile bile bu taşın altına elini koyan için, bu tür paylaşımlar çok büyük bir fedakarlıktır, takdir edilir mi bilmiyorum?. Çünkü yukarıda da açıkça belirttiğim çok önemli riskleri var. Bendenize gelince... Bu mesuliyeti asla kabul etmediğim ve sık sık gereken uyarıları yaptığım halde, ne yazık ki kaçamadığım durumlar da oluyor, bunu da biliyorum.. Allah'ın sisteminde hangi fiil hangi şekilde yorumlanır ve karşılık bulur, hiç bir şekilde bilemeyiz. En ufak bir hata veya niyetten sapma ya da sizin yanlış kabullenişleriniz beni ya kul hakkı ve diyet veya söz ettiğim kefalet yasalarının sonuçlarına mahkum eder ve bunun sonucu korkunç olur. Tıpkı sevabından da bana pay olması gibi... Normalde sizler bir tek kendinizden mesulsünüz ve kendi hatalarınızın bedelini ödüyorsunuz belki... Böyle bir durumda benim halim ne olur bir düşünün? Beni okuyan kişi kadar mesuliyet ve vebal yüklenmeme sebep olur Allah korusun!.
O sebeple sık sık belirttim, ama ne kadar
anlaşıldım bilemiyorum.. Kaldı ki bu kapsamda bazı
mesuliyetleri istemeden de olsa yüklendiğim de gayet açık..
Allah Seri-ül Hisab'tır. Günlük yaşamda Allah'ın emirlerine
elimden geldiği kadar uyup hata
etmemeye dikkat ettiğim ve Sünnetullah'a uygun yaşamaya
çalıştığım
halde, sık sık başıma gelen felaket ve belalara bakılırsa, bu paylaşımlardan zaman
zaman mesul
tutulduğum ortada.. Sistemde yasalar var; hakikat değil,
marifet var. Hiç kimse sistemin yürürlükteki
yasalarını hafife alıp, hakikati marifetin
üstünde bir noktada görmemelidir! Yoksa bu
romantik hayalinin ve duygusallığının
neticesini ve pahasını çok acı bir biçimde
öder! İşte bu sebeple, kişisel
sitem açık oldu sürece endişeli ve tedirgin
olacağım sanırım.. Ben gereken uyarıyı yapayım da
sonra ne olacaksa olsun. Küçük dağları ben
yaratmadım ve Allah'tan çok korkarım.
O'ndan korkmayan cesurların
uygulamaları beni hiç ilgilendirmiyor. Her
koyun kendi bacağından asılır. Eğer sistemin
sorumlu tuttuğu kişilere verdiği bu tepkiyi
karşılayacak şuur ve kapasitede olsam, hiç
dert değil, canım feda, dükkan sizin.. Ama o
kapasitede biri olup olmadığımı bilmiyorum
açıkçası... Onu sadece Allah
bilir! (Ancak zaman zaman üzüldüğüm ve
kaldıramadığım konular olduğunu da itiraf
ediyorum, çünkü samimiyim, olmadığım gibi
görünemem ve böyle görünmeye de ihtiyaç duymam.) Ne var ki Allah
yazmış işte alnımıza, ki yapıyoruz bu işi.. Herhalde rabbimin bir bildiği
vardır. O, kimseye çekemeyeceği yükü yüklemez ve neylerse
güzel eyler.
Şah
Nakşibedi hazretlerinden bir keramet
istenir. Cevabı: "Bunca günah yükünün
altında, dimdik durabildiğimize göre,
kerametimiz ortada" olur. Bir dostum var, Hak erenlerinden... Bazen başım derde girip gözyaşlarımı tutamadığımda beni uyarır. "Dikkat et! Bunların başına neden geldiğini bir bilseydin, asla açıkça şahit olmadığın veya bizzat deneyip faydasını görmediğin düşüncelerini halka anlatmazdın. Ya da kapasitesinden ve hazım derecesinden emin olmadığın kişilere bol keseden vermezdin. Hele hele yanlış anlaşılmaya müsait konuları ulu orta anlatmazdın. Ben de eskiden senin gibiydim. Düşündüğümü, akla yatkın gördüğümü bizzat deneyimlemesem dahi önüme gelene anlatırdım. Ya da doğrusunu anlatsam dahi, anlayış kapasitesi ve hazım ölçüsü yeterli mi yetersiz mi diye hassasiyet göstermezdim. Gün geldi fetih müyesser oldu. Yani kıyametim koptu, mahşer yerinde mizanım kuruldu ve günahım ve sevabım tartılıp hesabım kesildi. O gün bu mesuliyetlerin getirilip önüme konulduğunu görünce şaşırdım. Rabbim hepsinin hesabını tek tek sordu. Her birinin cezasına muhatap oldum. Diyetini ödedim, ama gel sen bana sor nasıl ödediğimi.. Ancak o zaman beratım elime verildi. Keşke seni de buna şahit edebilseydim ve yüklendiğin vebali görebilseydin. O zaman anlardın, başına gelen bu felaketlerin ve belaların sebebini.. Şunu unutma! Bir konuyu anlarsın (veya zaman zaman deneyimleyip yaşarsın) da ama anladığını nasıl anlatırsın aleme? Ya anlamazlarsa, onlara bir bakıma kefil olduğunun farkında mısın? Çok dikkat et paylaşımlarına ve paylaştıklarına, çok! Sorumluluğunu yüklenemeyeceğin, vebalinden kaçamayacağın, diyetini ödeyemeyeceğin işlere kalkışma!" Bu uyarıdan sonra kendimi yavaş yavaş çekmeye başladım, çeşitli bahaneleri vesile ederek.. Zaman zaman sitemi kapatmamın asıl sebebi de budur, mazeretlerim ise küçük bahaneler sadece.. Aslında sistemde bana yönelen ateşin şiddetini yavaşlatmaya çalışıyorum ve bu sebeple ara ara mola veriyorum. Bu dönemleri ibadetler, başka hayırlar ve tevbe ile geçiriyorum.. Çünkü site açık kaldığı sürece, yazmasam dahi önceki yazılanlardan dolayı bu ateş bana bir şekilde yönelmeye devam eder ve ben okun önündeki hedef gibi olurum adeta... (Gerçi adamın biri www.sessizsozler.org'u aynen kopyalamış, ben kapasam da o sürekli yayına devam ediyor. Özetle, rabbim kaderim gereği bana yönelttiği ateşinden kaçmama da izin vermiyor ne yazık ki) Bu da yetmezmiş gibi, bir de bendenizden o veya bu sebeple nefret edenlerin, kıskanıp haset edenlerin ve kem gözlerin hedefi oluyorum ayrıca... (Şimdi bunu da inkara giderler hasetçiler, "sen ben mi var, ikiliktesin hala" diyerek günahlarına kılıf arayıp.. Rasulullah "kızım olsa hırsızın elini keserim" derken ikilikteydi de....?! Hakikati satmak kolaydır da zor olan marifeti başarmaktır) Ateş üstüne ateş yani! O sebeple bazen derlenip toplanıp, adeta dükkanı kapatarak bir süre ara veriyordum. Çünkü bu kadar büyük bir ateşi karşılayacak kadar güçlü değilim. Lakin artık bunu da yapamıyorum ne yazık ki.. Çünkü bazı mazeretlerim var. Tam yeri gelmişken bir konuyu daha söylemiş olayım.. Herhalde bazılarına gıyabımdaki gıybet ve iftiraları bıraktıracak (kulağıma yine geliyor) işaret ve uyarılar taşıyan açıklamalardır bunlar. Gerçi bana çok yarar böyle durumlar. Fakat yine de samimiyet gösterip, dikkat çekmek isterim.. Zira normalde paylaşımlarımın mesuliyetinden dolayı bana yönelen o şiddetli ateşi, gıybet ve kul hakkı ile adeta paratoner gibi kendine çekiyor gıybet edenler. Bunun nasıl bir dert olduğunu bir düşünsün akledebilenler! Ne kızması, aşkolsun! Bilakis çok teşekkür ediyorum onlara, Allah razı olsun!. Sayelerinde bana bu işin sevabı, onlara da vebali ve günahı kalıyor..(!?) Allah işini bilir! Ama "her şey bir hayal, sen ben mi var, aşkolsun!" deyip, kafalarına göre takılmak serbestliğine de sahipler tabii ki.. Herkes ilminin(!?) ve anlayışının getirisini yaşayacaktır! * (Böyle konularda akıl veren çok olur, ama hayrınızı düşünen az olur, benden söylemesi... Bakmayın siz klavye başında mangalda kül bırakmayan evrenin fatihlerine (!).. Sistemin çarkları işlemeye başladığında, hiç kimseye ayrıcalık tanınmaz, çünkü bu sistemde çifte standart yoktur. Yasalar hepimizi kapsıyor, aklımız bir karış arşın üzerinde olsa dahi.. O sebeple gıybetle ilgili uyarılırı ciddiye alın derim acizane.. ve bu dediklerimi bir köşeye yazın, gün gelir hatırlarsınız elbette..) Böylece paylaşımlarımdan ötürü "hiç bir mesuliyet kabul etmediğimi" ve nedenlerini açıklamış oldum.. Her kişi bu yolda kendi mesuliyetini taşımalı ve bu paylaşımlarımızı da sadece iyi niyetli bir istişare olarak kabul etmelidir. Mutlak muhatap ise, iki cihan serveri, biricik seyyidimiz Allah Rasulü Hz. Muhammed Mustafa aleyhisselam'dır. Bunları açıkladım, çünkü bendeniz enbiyadan değilim, evliyadan değilim, aptal hiç değilim. O sebeple bu ayrıntıları vurgulamakta hem sizler açısından, hem de benim açımdan büyük yarar ve fayda var! Cenab-ı Allah sizin de benim de sonumuzu hayır etsin. Bizleri rahmet ve merhametiyle kuşatıp, tevbelerimizi kabul eylesin. Bilerek ve bilmeden işlediğimiz tüm hatalarımızı bağışlayarak dünya ve ahirette selamet ve saadette olmayı nasip etsin. Selam ve sevgilerimle... Not: Bu yazıyı hiç kimse üzerine alınıp, haddimi bildirmek(!) için nefesini boşa tüketmesin lütfen. Duygusal paranoyalara hiç gerek yok.. Konu tamamen bendenizle okurlarım arasındaki ÖZEL bir konudur.. Üzerine alınan ise, kendini pek fazla önemsediği için alınır. AS. Hikmetli Söz: "Muhatabın anlayış ve hazım düzeyi gözetilmeksizin, şevki ve azmi kıracak nitelikte ve bu kırıklığın ve ümitsizliğin oluşturduğu gayyalardan tüm çıkış noktalarını da kapatacak şekilde yapılan her türlü paylaşımın, hangi kutsal mazerete büründürülürse büründürülsün, hedefi belirsiz ve amacı gayrı meşrudur! Bu yol, bütün tesellileri ve ümitleri elinden alındığında karşılaştığı şok edici tablo ile baş edemeyip, ruhsal bunalımlara sürüklenen insanların hazin hikayeleri ile doludur. Herkesin kapasitesi ve anlayışı aynı değildir. Dolayısıyla herkese anlayabileceği noktadan yardım edilir. Böyle bir durumdan hasıl olan VEBAL'i düşünebilmek ve buna göre hareket etmek de her kişinin değil, ancak er kişinin harcıdır! Er kişinin paylaşım menüsünde TABLDOT yoktur, ALAKART vardır. " ~AS.~ © Sessiz Sözler / Ekim 2004 |