|
|
Niçin Kurban Kesilir? * Bu böyledir; kim Allah'ın nişanelerine, kurbanlıklarına saygı gösterirse, şüphesiz o kalplerin takvasındandır. * Sizin için onlarda belli bir süreye kadar bir takım faydalar vardır. Sonra bunlar Beyt-i atik (kâbe) de son bulurlar. * Her ümmet için Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine O'nun adını ansınlar diye bir mabed yapmışızdır. Hepinizin ilâhı bir tek ilâhtır. Onun için yalnız O'na teslim olan Müslümanlar olun. (Ey Muhammed!) Allah'a itaat eden alçak gönüllüleri müjdele. (22/32-34)
Bu sefer bir önceki "Hayat Ağacı"
başlıklı yazıda söz ettiğimiz, süptil bedendeki hayatiyet enerjisi ile
ilgili olduğunu düşündüğüm "kurban kesme" konusuna değineceğim.
Fakat önce Muhiddin-i Arabî'nin Füsusül Hikem adlı
eserinin Mûsâ aleyhisselam bahsinden bir paragrafı aktarmak
istiyorum. Bu bölümde Arabî şöyle der: Düşünceme göre kurban kesilmesindeki sistemsel ana mantık da budur. Kime niyetle kesilirse, o kurbanın hayatiyet enerjisi o kişiye geçer. Şimdilerde, kurban konusuyla ilgili değişik yorumlar yapılıyor. Kimileri; "kurban kesmenin batinî mânâsı nefsin kurban edilmesidir, bu sebeple nefsinizi kurban edin, hayvanları katletmeyin", şeklinde yorumluyor. Kimileri de kurban kesmenin ilkel inanışlar kaynaklı olduğunu iddia ediyor. Bazıları da; "insanların etten daha önemli ihtiyaçları var, kurbana gerek yok" şeklinde yorumluyor. Düşünüp fikir üreten herkesin yorumuna saygılı olmalıyız. İlim sonsuzdur, bu sebeple birbirinden farklı yorumlar yapılacaktır kuşkusuz.. Ancak ben de bu konuda acizane fikrimi söylemek istiyorum, ilmin tekâmülüne katkı bâbında...
Her ilâhi hükümde olduğu gibi kurban kesme konusunun da batinî bir yorumu
vardır kuşkusuz. Ancak batınî anlamı zahirî anlamını yok saymayı
gerektirmez! Kurbanın zahiri mânası, bir yönüyle,
yukarıda sözünü ettiğimiz gibi, öldürülen hayvanın
yaratılışında özünden açığa çıkan süptil hayatiyet enerjisinin kesen
kişiye geçmesidir. Ayrıca, İslâmî usulle kurban kesme olayı,
geçmişten gelen tanrılara kurban verme mantığı ile yapılan bir adet de
değildir kanımca... Eğer öyle olsaydı, o et tanrı(!)ya bırakılır,
bir kısmı yenip, bir kısmı da insanlara dağıtılmazdı. İlk kurban
kesme
ibadetinden sonra, zaman içinde bir çok ibadette olduğu üzere bazı sapıtmalar olmuştur, ancak aslı itibarıyla hayatî önem taşır.
Konunun muhtaçlara et dağıtmakla alakası
olduğunu da sanmıyorum. O işin en son aşamasıdır. Zaten bir hayvan öldürülmüştür ve ortada bir
et vardır. Bu et gömülecek değildir. Tabii ki ziyan olmasın diye
muhtaç kişilere dağıtılır. Bu da ayrıca bir sevaptır. Fakat cehalet
öyle boyutlara geldi ki, kasaptan et alıp muhtaçlara dağıtanlara
dahi rastlamak mümkün.. İnsanlar konuyu et dağıtma zannettikleri
için ve bu konuda bilgilendirilmedikleri için, kasaptan et alıp
dağıtarak ibadetini yaptığını zannediyor. İş bu kadar
vahimleşmiştir. Oysa mutlaka usulüne göre kesilip kan akmalıdır.
Çünkü kan, süptil planda Evrensel Ana Ruh'tan olan hayatiyet
enerjisinin karşılığıdır. Kurban edilen hayvanın yaratılışında
özünden (Evrensel Ana Ruh'tan/Ruh-û
Azâm'dan) aldığı bu süptil hayatiyet enerjisinin (perisperi),
kanın akması ile serbest hale geçtiği anlaşılır ve böylece kurbanı niyet ederek kesen kişiye naklolur.
Cesedinde mevcut
güneşten gelen ekstra hayat enerjisi de muhtaçlara, bu eti yemeleri
suretiyle naklolur. Böylece herkes bir şekilde kurban edilen hayvandan
hasıl olan
nimetten istifade etmiş olur ve böylece Allah rızası için
günahlara kefaret olarak kanı akıtılan temiz hayvan ziyan olmaz.
Ancak özden gelen bu ana hayat enerjisi (perisperi denilen) diğer
enerji türleriyle
kıyaslanamayacağı için, kesen kişi bu enerjiden en önemli payı
almıştır. Kurban keserken niyet etmek ve iman da esastır. Ayrıca
öldürülmeden Allah isminin zikredilmesi, kanının akması gibi bazı kaidelere uygun kesilmesi gerekir. Çünkü hatalı bir kesim,
kurbanın hayatiyet enerjisini zayi eder ve o kurban kabul olunmaz.
Şimdi bu yoruma göre kasaptan et alıp dağıtmanın ne faydası var,
varın sizler düşünün!
"Yâ Fâtıma, kurbanının yanına git! Kesilirken
orada bulun! Yere akacak ilk kan damlası ile, geçmiş günâhların
affedilir." (İbni Hibbân) "Kurbanlarınız, semiz olsun. Onlar, Sırâtta bineklerinizdir." (Zâd-ül mukvîn) "Kurbanlarınızı gönül hoşluğu ile kesin! Çünkü hiç bir Müslüman yoktur ki, kurbanını kıbleye döndürüp kessin de, bunun kanı, boynuzu, yünü, her şeyi kıyâmette kendi mîzânına konan sevâbı olmasın!" (Deylemî) "Kesilen kurban, Kıyâmette, etiyle, kanıyla 70 kat büyüyerek mîzâna konur." (İsfehânî) "Akrâba ziyâreti hâriç, kurban bayramında, kurban kesmekten daha iyi amel yapılamaz." (Taberânî) Değerli Müslüman kardeşlerim, tarih sahnesine
bakılınca bu ibadetin saptırılmış örneklerini de görmek mümkündür. Diyelim ki bu ibadet zaman içinde
adetleşmiştir veya saptırılmıştır, ancak ateş olmayan yerden duman tütmez.
Bazı adetlerin arkasında çok önemli sırlar gizlidir. İnsanlık bu
sırrı günümüze kadar doğru olarak taşıyamamış
olsa da... İman ehli günahsız masum Habil'in ölümü de kendinden sonra gelecek tüm
Adem oğulları'nın günahına kefaret oldu denir.
İbrahim aleyhisselam oğlu İsmail aleyhisselam'ı Minâ'da
ne için kurban etmek istemiştir ve hangi sebeple İsmail aleyhisselam
yerine ona bir koç kurbanlık olarak verilmiştir? Bunlar
üzerinde çokça düşünülmelidir. Bu konuyla ilgili ayette şöyle
buyrulur: * "Ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiç bir rasule iman etmeyeceğimize dair Allah bize ahidde bulundu." diyenlere de ki: "Benden önce size bazı rasuller açık belgelerle ve sizin dediğiniz şeyle geldi. Eğer doğru insanlarsanız, ya onları niçin öldürdünüz?" (3/183) Hac'da kurban kesilmesinin sebebi de budur. Günahlarının affı için hacceden kişi, Arafat'ta günahları affolduktan sonra, kurban keserek kaybettiği hayatiyet enerjisini de telafi etmeye çalışır, yani hayatı için bir fidye ve günahına bir kefaret öder. Hac esnasında kurban kesmeyi teklif eden hükümün asıl sebebi budur. Olayın et dağıtma ile ilgisi ise, evrensel sırlar üzerinde düşünen insanın belki de en son akla getireceği yönüdür kanımca... Bu yönde düşünmenize sebep olan ayetler şunlar olmalı: * "Allah'ın
kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları belli günlerde kurban
ederken O'nun adını ansınlar. Siz de onlardan yiyin, yoksulu, fakiri
de doyurun. "(22/28) Fakat eğer olay sadece maldan vazgeçme ve et dağıtmakla alakalı ise aşağıdaki hadisin mânâsı ne olabilir? Cabir b. Abdullah Radıyallahu Anh'den
rivayete göre: Uzun lafın özü, bu ibadetin görünenden çok farklı boyutları olduğuna işaret eden ayet ve hadisler de vardır. Örneğin; kurbanın ceza karşılığında bir fidye olarak kesildiğine örnek bir ayet daha: * Ey iman edenler, ihramlı iken av hayvanı
öldürmeyin. İçinizden kim kasten onu öldürürse, yaptığı işin
vebalini tatması için, öldürdüğü hayvanın dengi ona cezadır ki,
Kâbe'ye ulaşacak bir kurban olmak üzere buna yine içinizden iki
adaletli kişi hükmeder; yahut (ceza olmak üzere) bir kefarettir ki,
ya o nispette fakirleri doyurmak, yahut onun dengi oruç tutmaktır.
Allah geçmişi affetmiştir. Fakat kim Ayrıca binlerce hayvan bilinçsizce öldürülüyor ve belki de
Ademoğlu Kabil'in kurbanı gibi, imansız ve bilinçsiz kesildiği
için kabul edilmiyor
(faydası hasıl olmuyor).
Tüm bunlar hüzün verici olaylardır ne yazık ki...
Neyse, biz yine kaldığımız yerden kurban konusunu
açıklamaya devam edelim. Hz. Rasulullah'tan kendisine Kevser'i bağışlayan rabbine şükrün bir ifadesi ile namaz kılıp (bu bayram namazıdır, yani bayram yapması istenmiştir), kurban kesmesi istenmiştir. Bazı fikir adamları derler ki, bu ayet yoruma tabîdir ve batinî
anlamı alınmalıdır. Bir açıdan bu doğrudur, ama bu yorum ibadetin
sistemsel arka planını yok saymayı gerektirmez. Şimdi de ayetin
batinî anlamına bir göz atalım. Ayrıca dinî hükümler yorumlanırken, daima üç boyutlu yorumlar getirilmelidir. Bilinç boyutu yönüyle anlamı, ruhsal boyutu (ışınsal boyut) yönüyle anlamı ve madde planı açısından anlamı, yorumlarda bir bütün oluşturmalıdır. Eğer olayın soyut yanına dair eksik bir açıklama yapılırsa, farkında olmadan insanları materyalist bir anlayışa itmek söz konusu olur Allah korusun! Ya da aksine sistemsel yönü ihmal edilir ve hayal aleminde yaşayıp, şer'î hükümleri (dolayısıyla hakikati) yok sayan dinsizler çıkar ortaya... Tarih boyunca İslâm dünyâsı bu gibi hatalar sebebiyle zaman kaybederek, ilâhi hükümlerin ya rûhunu ya da sistemsel yanını görmekten perdelenmiştir. Ya kendini şekilciliğe hapsetmiştir (şekilcilik modernleşse de şekilciliktir) ya da sistemi inkâr ederek, hayal aleminde yaşar hale gelmiş ve dolayısıyla geri kalmıştır. Cabir b. Abdullah Radıyallahu Anh'den rivayete göre: Hz. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem
efendimiz, Veda haccında cemre-i akabe (büyük şeytan) ı taşladıktan
sonra... Kurban yerine giderek kendi eliyle altmış üç deve
boğazladı. Sonra (bıçağı) Ali'ye verdi. Geri kalanını da o
boğazladı. (Bkz.Buhari, e’s-Sahih, Kitabu’l-Hac/121-122; Tecrid,
hadis no: 829; Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’l-Hac/348-349, hadis no:
1317) Hz. Rasulullah efendimiz, Veda
haccında kurban edilmek üzere 100 deve getirtmişti. 63
yaşında olduğu için, her bir senesi için birer deve kurban olmak
üzere bizzat kendisi kesmiş, geri kalanları da Hz. Ali
Radıyallahu Anh'a kestirmiştir. Bunu düşkünlere yiyecek yardımı
mantığıyla mı yapmıştır? Öyle olsa idi, bu ibadet hac esnasında kurban etmek şeklinde yapılmazdı.
Normal bir zamanda, birine
emir buyururlar ve hayvanlar kesilip dağıtılırdı. Ama bu hayvanlar
Hac ibadeti esnasında, usulünce
kurban edilmiştir. Mutlaka önemli bir sır vardır arkasında!!?
Düşünmek lazım! Rasulullah Efendimiz bir hadis-i şerif'te:
"Elbette onların etleri ve kanları Allah'a ulaşmayacaktır. Ancak O'na sizin takvanız erecektir. Onları bu şekilde sizin buyruğunuza verdi ki, size yolunu gösterdiğinden dolayı, Allah'ı tekbir ile yüceltesiniz. (Ey Muhammed!) Vazifelerini güzelce yapan iyilik sevenleri müjdele." (22/37) Biz düşüncelerimizi dile getirdik, buna göre evrensel yasaları dileyen dilediği yönde kullanır ve sonuçlarına katlanır!" Mürşidiniz Allah, rehberiniz Kur'ân ve Hz. Rasulullah olsun! Selam ve dua ile... @ngelic Şubat 2005 © Sessiz Sözler / Ekim 2004 |