|
|
Allah'tan Geldik, Allah'a
Dönücüyüz!
O, kendini var oluş içinde
idrak etmeyi diledi. Bu tanıma isteği Zatî bir gerekliliktir ki,
buna Aşk da diyebilirsiniz. Seyretmeyi dilediğinde zamansız bir boyutta tek bir dileme olarak her ne varsa bir anda yaratıldı ve her şey O AN'da oldu bitti. Tek'in tecellisi, Tek'in seyri, Tek'in yaratışı... Olay Tek!..
Zaman da bir boyuttur ve
tecelliyi seyrin doğal bir sonucu olarak açığa çıkar.
O Tek tecelli
gerçekleştiğinde, o yaratma noktasında, seyredilmesi
dilenen(sevilen) herhangi bir mânâ, bilinç + enerji olarak yaşamına
başlar. Böylece her şey sevgiden, o ilk enerjiden iptida eder ve
var oluş gayesini gerçekleştirecek bir kader doğrultusunda yaşamını
devam ettirir. Bilinçli enerji, irade edilen şeyin ilk basamağıdır diyebiliriz. Bir birim, bilinçte tasarlanmasından sonraki aşamada ancak bilinçli bir enerji dalgası olarak varlık sahnesinde yerini alır. İlk aşamada bilinç + enerji kendini yüksek frekansta bir dalga boyuna dönüştürmüştür. Daha sonra enerjinin safha safha frekansının düşmesiyle; ışın, atom, molekül, hücre gibi yapılar veya başka bir deyişle boyutlar açığa çıkar. Eğer bir birim insan olmak için var olduysa, o mânâ bilinç + enerji zerresi olarak yaratıldığı andan itibaren bu aşamaların tümünden geçer. Eğer insan olmak üzere yaratılmadıysa da bu aşamaların tümünden geçemez.Anti çekim dalgası yüklenmiş ruhun, yani mikro dalga yapının daha yüksek frekansa yükselmesi "nur yapı"yı, yani "melekî yapı"yı oluşturur demiştik. Bu da, çıkış noktasına dönüşü tamamlamasıdır.
Yaratılma keyfiyeti melekîdir.
Yaratılmadan itibaren beş duyu ile algılanan madde âlemine kadar
boyutsal olan bu yolculuk çok yüksek bir frekanstan, yani eskilerin
yüksek alemler dedikleri meleki boyuttan başlar. Sonra eskilerin "esfel-i
sâfilin" veya alçak âlemler dedikleri elementler, moleküler ve
hücresel yapıya, yani beş duyu ile madde olarak algılanan aleme kadar
devam eder.
Erzurumlu İbrahim Hakkı, Mevlâna
Celâleddîn-i Rûmi gibi
düşünürler bu yolculuktan ve dönüşümden kitaplarında söz
etmişlerdir. İnsan olması murad edilen birim için ilerleme,
dönüştürücü yani hücresel bir yapı olan beyin safhasına kadar devam
eder. Oradan da tekrar ışına (mikrodalga yapı yani ruh) ve nihayet
bilinç + enerji (meleki yapı, fotonsal yapı) konumuna, yani çıktığı
noktaya dönmesi söz konusu olur.
Bazen de yüksek âlemlerden
(felekler alemi) hiç inmez ve orada bir aşamada kalır, olduğu yerde
yani o âlemde sürekli dönüşür. Veya elementler ve aşağısına (esfel-i
safilin, aşağı âlem) iner ama beyin aşamasına tekamül edemez. Her
nereye kadar geldiyse bu alemde sürekli dönüşür durur. Çünkü hiçbir
şey aynı durumda kalmaz, her şey, her an ve sürekli dönüşüm
içindedir. Hakikat ehlinden bazıları bu dönüşümün çeşitli safhalarını ayrıntılı olarak anlatmıştır. Meselâ Erzurumlu İbrahim Hakkı "Mârifetname" adlı kitabında bu konuya oldukça geniş yer vermiştir. Boyutsal geçiş aşamalarından, yani frekans düşmesiyle boyutlar arası inişten söz ettiği gibi, varlığın beş duyu ile algılanabilen madde alemindeki geçiş noktaları hakkında da bilgi verir. Meselâ: Madenden bitkiye geçişte ara eleman "mercan"dır, (İbn Arabî Futuhat-ı Mekkiye kitabında Altın veya Ak mantar olabileceğini de söyler).. Yani en kâmil maden, mercandır. Bitkiden hayvana geçişte "hurma"dır. Yani en kâmil bitki hurmadır. Hayvanla insansı arasındaki geçiş ise maymun türünden olan "şempanze"dir. Yani en kâmil hayvan maymundur. İnsansılar içinde tekâmül edip insanlık vasfına erişen Âdem(a.s)'dır. Geldik insanın en kâmiline, yani İnsan-ı Kâmil'le... ki O da Hz. Muhammed (s.a.v)'dir!..
Diyelim ki insan olmak üzere
yaratılmış bir birimden söz ediyoruz. Bu takdirde fotonsal yapının
iniş yolculuğu en şerefli mahluk olan beyne kadar devam eder. Beyin
de onu ışına dönüştürür ve nihayet frekansı yavaş yavaş yükselen
yapı nura dönüşür, yani meleki âleme dahil olur.
Frekansın en yüksek olduğu o
en zirvedeki noktada varlık ortadan kalkar ve o birim yaratıldığı
başlangıç noktasına yani yokluğa dönmüş olur. İşte "Allah’tan
geldik ve yine O’na dönücüyüz" âyetinin sırrı bu olsa gerek...
İnsan olarak yaratılmış birimin dönüş
hızını geliş hızı veya başka bir tâbirle iniş hızı belirler.
Yolcu yolda ne kadar oyalanırsa aslını da o kadar çok unutur. Yüksek
âlemlerden geldiğini hatırlamaz ve zamanla esfel-i sâfiline, yani
alçak âlemlere dahilmiş gibi hissetmeye başlar. Bu sebeple ne kadar
çabuk yani hızlı olarak hücresel yapıya dönüşüp beyin aşamasına
varırsa, yüksek âlemlere ve aslına dönüşü de o kadar çabuk ve hızlı
olur. Eğer yolda oyalanırsa, alçak alemleri veya daha anlaşılabilir
bir ifadeyle o dalga boyunu ya da frekansı benimser ve bu boyutların
ve aşamaların birinden diğerine geçişte yeniye ya çok zor adapte
olur ya da hiç geçemez. Yani frekansını değiştirmede (yükseltmede)
zorluk çeker. Şuursal olarak aslından büsbütün uzaklaşıp, unuttuğu
için dönüş yolculuğu da onun için oldukça zor olur. Arınması,
temizlenmesi ve hakikatini hatırlaması çok zaman alır. Kemâle ermesi
gecikir. Üstelik yolda çok oyalandığı, enerjisinin çoğunu kaybettiği
ve yerine yenisini de üretmediği için geri dönüşünde çıkış noktasına
yani o en zirveye kadar ulaşamaz.
Meselâ moleküler yapıya
dönüştüğü noktada, yani o alem içinde dönüşüp oyalansa, bu şuurda ve
frekansta çok zaman harcamış olur. Bu şuur seviyesini benimser ve
aslını unutur. Veya hayvan aşamasında çok zaman harcar, ki bu şuura
adapte olmak en kötüsüdür bana göre..
Gelin hep birlikte varlık
aleminde sahne alan bir fotonun macerasını hayâl edelim. Fotonsal
dalga boyutundan itibaren boyutsal olarak yoğunlaşarak uzun bir yol
katettikten sonra nihayet elementlere ve ondan da moleküler yapıya
tekâmül eder. Bu aşamada madensel tuzlardan Sodyum klorür olarak
deniz suyunda yerini alır. Bu kimyasal bileşim de bir yosunun
bünyesine dahil olur. Yosunu bir balık yer. Balığı da bir insan yer
ve nihayet o insanda bir sperm hücresi olur. Kadının yumurtasıyla
birleşir ve insan olarak dünyaya gelir. Hattâ dünyaya gelmeden ana
karnında 120. günden itibaren o insanın beyni geri dönüşümü
başlatmıştır bile... Ruhunu üretir. Mikrodalgaya dönüşür ve beyin
anti çekim dalgası üretip ruha yüklediyse oradan da meleki boyuta
doğru, yani çok daha yüksek bir frekansta titreşmeye başlayarak
dönüşü hızlanır. Bu yüksek frekansta titreşim mikro dalga yapıyı
fotonsal yani nuri yapıya dönüştürür. Beş duyu ile algılanan madde
âleminde yaşarken bilincini eğitebildiği ölçüde sonsuza kadar meleki
boyutta yaşar. (Önemli not: Hayvan aşamasını geçip insan veya insansılık aşamasına geldiğinde, ana karnında 120. günden itibaren beyinin ürettiği ışın türündeki dalgalar ruh bedeni ve ruh beden bilincini oluşturur. İşte bu andan itibaren tekâmül edemese bile, dönüşüp durduğu alem dünya, yani madde planı olmayacaktır. Çünkü ruh beden bilinci (belleği) oluşmaya başladığı için, bir sonraki boyuta geçiş için gerekli zemin oluşmuştur. Bu sebeple bundan sonra sonsuza dek dönüşümü ışınsal boyutta (cehennem) devam edecektir. Yani madde planında dönüşmeye devam etme yolu beynin ürettiği ışın türündeki dalgalarla kapanmıştır. Bu sebeple tekrar dünyada enkarne olması (reankarnasyon) söz konusu değildir.)
Son olarak bir kez daha tekrar
edelim. "İnsan-ı Kâmil"
makamına ulaşan yolcular bu yolculuğu en kısa sürede tamamlayan
insanlardır. Onların felekler âlemi denen yüksek frekanslı dalgalar
âleminden düşük frekanslı beş duyu âlemine inmeleri de çok hızlıdır
ve geri dönüşleri de aynı hızladır. Tüm aşamaları çok çabuk
geçerler. Esfel-i sâfiline, yani alçak alemlere, başka bir ifade ile düşük
frekanslara şuursal olarak entegre olup, hakikatinden tamamen
uzaklaşacak kadar bu alemlerde oyalanmamışlardır. Geçtikleri bilinç
seviyelerini benimsemezler. Bu sebeple geldikleri gibi son süratle
meleki alemlere çıkarlar. İnsan olarak dünyaya gelir ve aynı geldiği
hızla meleki âleme dönerler. "İnna lillahi ve innâ ileyhi râciûn." (Bakara Sûresi 156)
@ngelic © Sessiz Sözler / Ekim 2004 |